Tekil Mesaj gösterimi
Alt 26 Nisan 2025, 17:49   #1
ExELaNCE
📸 Paylaşımcı Üye
 
ExELaNCE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt Tarihi 22 Nisan 2025
Mesajlar: 285
Konular: 263
Cinsiyet:
Beğeniler: 263
TZ Puanı : 10
Ruh Hali:
👔 Meslek:
🔯 Burç:
Çevrimiçi Süre: 2 d 4 h 23 m
Ortalama Çevrimiçi Süre: N/A
@ExELaNCE
Standart MİNİK BİR YÜREĞİN PEYGAMBER (sav) AŞKI

Medine’de bir şirkette elektrik teknisyeni olarak çalışan dostu ve peygamber aşığı bir ağabeyimiz; işin son günü sabah mesâisinde kendisine verilen teknik görevi tamamlayıp ayrılmak üzere iken, Rasûlullah’ın (SAV) [canımız, rûhumuz ve dahi her şeyimiz O’na (SAV) ve yoluna fedâdır] Ravza’sında elektrik çarpması sonucu vefât eder ve Cennet-ül Bâkî’ye defnedilir. Tabii ailesi mecbûri istikâmet Türkiye’ye döner.
O zaman 7 yaşında olan oğlu, bugün ortaokul öğrencisi…
Kompozisyon dersi ödevi olarak bir makâle yazmış ve birincilik almış.
İşte o peygamber aşkını en derinden yaşayan minik bir yüreğin yansımaları..
Biliriz ki dil kalpten geçen her şeyi ifâde edemez.
(cc) bize de bu kardeşimiz gibi Rasûlullah sevgisi nasip etsin. Amin.


Bir Sen’i, Güneş’im; bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geldiğim yerde…
Bir ilkbahar gününde, güller gibi kokan Medine'de dünyaya gözlerimi açmıştım.
Doğduğum hastahâne, Sen’in Ravza’nın hemen yanıbaşında olduğu için, duyduğum ilk koku Sen’in bahçenin gül kokuları olmuş…
Babam gelip de daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım Sen’in mescidinin ezan sesleriyle şereflenmiş…
40 günlük olduğumda ilk ziyaretimi de Sen’in Hâne-i Saâdet’ine yapmışım…
İlk adımlarımı Sen’in Ravza’ndaki mermerlerinde atmış, ve Rabbimle ilk buluşmamı, ilk secdemi senin mescidinde yapmışım…
Hemen hemen yaptığım her ilkte Sen varsın...
Daha konuşmasını öğrenmeden Sen’i sevmeyi öğrendim ben...
Belki Sen’i çok tanımazdım ama sanki bana çok çok yakınmışsın gibi severdim Sen’i.
Sen’in evini her ziyarete gelişimizde, Sen’i görmesek bile senin varlığını hisseder, evinden her ayrılışımızda hüzünlenirdik.
Çocuklar evde sıkılınca babaları onları parka, eğlence yerlerine ***ürsün isterler.
Biz Medine’de yaşadığımız sürece, hiç babamızdan bizi parka ***ürmesini istemedik…
Bizim canımız sıkılmaz mıydı acaba hiç?
Sanırım Medine’deki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı...
Çünkü orada hiçbir yerde olmayan gül bahçesi ve bahçenin biricik Efendisi vardı...
Bizim vaktimizin çoğu o bahçede geçerdi.
Sen’in bahçenin mermerlerine ayakkabı ile basamazdık. Yalınayak dolaşırdık mermerlerin üstünde.
Kim bilir, korkardık belki de bahçenin güllerine basıvermekten...

Yazın mermerler ayaklarımı yakardı. Olsun bu da bizim hoşumuza giderdi.
Babama sormuştum bir seferinde:
“-Babacığım; neden Medine bu kadar sıcak?” diye.
Babam da:
“-Evladım; Medine’de iki tane güneş var da ondan.” derdi.
“-Nasıl olur babacığım, güneş bir tane değil mi?” derdim.
Babam gülerek:
“-Bak yavrum; doğru, bütün dünyayı ısıtan bir güneş var ama bir de âlemleri ısıtan ve aydınlatan bir güneş var. O Güneş de Medine’de olunca sıcaklık iki kat oluyor.”
Babamın bu cevabı hoşuma giderdi ve ısınırdım…
Gerçekten de ayaklarımızı mermerler ısıtıyordu ama Sen’in güneşin de, sıcaklığın da içimizi ısıtıyordu.
Medine’den ayrıldığımızdan beri belki ayaklarımız ısınıyor ama içimiz bir türlü ısınamıyor. Çünkü Güneş’imizin en büyüğünü orada bırakmıştık.
Ben güneşimi kaybetmiştim. O’nun evine, bahçesine gidemiyordum artık. Gerçi ışığı taa buralarda bizi aydınlatıyordu ama içimi ısıtması için O’nun Ravza’sında yalınayak koşmam lazımdı.

Bahçende yürürken ezanlar okunurdu...
Öyle güzel okur ki Medine müezzini ezânı; sanki Bilâl-i Habeşi okuyor sanırsınız.
Namaz kılmak için Mescide koştururduk, bilir bilmez...
Babamın yanında namaz kılardık…
Büyük sütunların altından gelen soğuk havadan saçlarımızı savurturduk.
Zemzem bardaklarından güller yapardık.
Namaz kılarken yanımıza usulca bir kedi sokulurdu.
Babam:
“-İncitmeyin sakın; onlar Ebû Hüreyre’nin kedileri.” derdi, biz de inanırdık.
Sen’in Mescidine kediler de girebilirdi. Sen çok iyi bir ev sahibiydin çünkü.

Çarşamba günleri hep Uhud'a giderdik. Sen’in çok sevdiğin amcanı ziyâret etmeye…
O, bizim de amcamızdı…
Kardeşlerimle Ayneyn tepesine çıkar, oradan Uhud’da yatan 70 şehide selam verirdik.
Uhud dağına her baktığımızda sanki orada Sen’i görür gibi olurduk…
Uhud da Sen’in Ravza’nın kokusu gibi gül kokardı...
Orası da ayrı bir gül bahçesi idi sanki.
İşte benim yedi senem -ki en değerli, en güzel yıllarım- Sen’in köyünde, Sen’in gül bahçende, Sen’in savaştığın yerlerde; sanki yanımda Sen varmışsın gibi Sen’inle dopdolu
geçti...
Seni görmesem de Sen’inle yaşamaya o kadar alışmıştım ki Sen’in yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım, bir parçam orada kalmıştı.
Buraları bana gurbet oluverdi…

Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim ama hep “büyüyünce gidersin” diyorlar…
Ben sırf Sen’in yanına gelebilmek için büyümek istiyorum.
Sen’in yanına geldiğim zaman büyümüş bile olsam bahçendeki mermerlerde yalınayak dolaşacağım. Ta ki güneşin içimi ısıtana kadar...
Senin hasretinden içim üşüyor...
Belki hasretin herkesi yakar… Beni de üşütüyor işte...
Çünkü benim ruhum, doğduğumdan beri Sen’in sevginle ısınmaya alışkın…

Sen’in sıcaklığına o kadar muhtacım ki...
Ne olur ben Sana gelemesem bile, Sen beni hiç bırakma.
Işığınla gecelerimize nûr ol…
Sıcaklığınla bütün zerrelerimizi ısıtıver…
Hani Sana Medine’deyken komşuyduk ya, evlerimiz birbirine çok yakındı.
Senin varlığın bize güven verirdi hep...
Yine öyle ol, arasıra da olsa evimizi şereflendiriver...

Hem benim adım Nebî; aynen Seninki gibi.
Bu ismi bana seni çok seven bir dostun koymuş.
Diğer adım da Muhammed… Yine senin gibi.
Bu ismi de canım babacığım koymuş... Buraya gelirken Sen’in köyünde bıraktığımız babacığım…

Sana benzeyen bir yanım daha var. Ben de Sen’in gibi babasız büyüyorum.
Ben çok şanslıyım, Sen bize asla yetimliğimizi hissettirmedin.
Medine’den ayrıldığımızdan beri sanki sen hep yanıbaşımızdaymışsın gibi hissediyorum...
Geceleri korkmadan, güvenle uyuyorum hep.
Seni tanıdığım ve Sen’i sevdiğim için Rabbime binlerce kez teşekkür ederim…

Babam Sen’in köyünde kalmıştı. Biz babamın cenazesini gömerken ağabeyimin terlikleri babamın kabrine düştü ve orada kaldı. Ben o terlikleri çok kıskandım…
Çünkü abimin terlikleri hep babamla kalacaktı...
Babamı son ziyaret edişimizde bende kimse görmeden terliğimi babamın kabri üstüne gömüverdim.
İşte şimdi benim terliğim de hep babamla kalacaktı….

Evet; demiştim ya bir güneşimi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geride...
Babam ve terliklerim hep oradaydı, gelemezlerdi…
Ama Güneş’im hep yanımızdaydı…
Yetimlerin efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mı?
Dünyanın bir ucuna gitmiş olsaydık da bizi bırakmayacağını biliyordum.

Gözümüz gönlümüz seninle aydınlanır Efendim.
Rûhumuz, içimiz; sıcaklığınla ısınır.
Birgün sana gelişim geç bile olsa; bana,
Gül bahçesinin mermerlerinde yalın ayak koşmak nasip et.
Tâ ki AŞK’ınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun...
Terliklerimi bıraktığım o güzel mâbed; son durağım olsun…

Nebî Doğanay
ExELaNCE isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla